Kategoriler
matbuat

Başka Şehir Mümkün

Samsun’da yaşayan bir insan olarak müşahedem Samsun’un eskiye kıyasla çok daha keyifli bir şehir olduğuistikametinde. Bilhassa da belediyecilik faaliyetleri açısından Samsun’daki yönetim aklının 10-15 sene önceye kıyasla çağ atlamış olduğunu söyleyebilirim. Hem organizasyonel kabiliyet bakımından hem de nicelik potansiyeli olarak bugün Samsun çok daha güçlü.

Elbette, bu ivmenin temel lokomotifi Samsun Büyükşehir Belediyesi. Yapılan işler belki sıra dışı değil ancak özellikle de yol, su vesaire gibi imar faaliyetleri açısından sadece bugünün ötesinde Samsun’un gelecek yılları da düşünülerekicraatlar yapılıyor. Günü kurtarmanın değil geleceği düşünerek Samsun şehrine gerçekten hizmet götürmek ve insanların gönlünde yer edinebilmek cihetinden bu çok kıymetli.

Her şeyden önce şunu ifade etmek gerekir ki Samsun Büyükşehir Belediyesi bütün alanlarda olağanüstü bir özveriyle ve hassasiyetle icraat yapıyor. Ancak unutulmamalıdır ki çoğu zaman zarf kadar mazruf da önemlidir.

Bazı zamanlar var ki Samsun’un potansiyelini düşündüğümde bu şehre yazık oluyor, düşüncesine kapılmadan edemiyorum. Öncelikle şunu belirtmeliyim: Belediyeler, tıpkı üniversiteler gibi hem fikirsel anlamda hem de hareket kabiliyeti bakımından elastik ve çok büyük potansiyeli olan kurumlar. Bu yönüyle, belediyeleri üniversitelere benzetiyorum. Üniversitede mesele makale yazmak değil, kaliteli bir akademik çalışma yapmak olması gibi belediyelerde de rutin belediyecilik faaliyetleri, anlâmlı günlerin kutlaması, genel geçer kültür faaliyetleri gibi çalışmaların ötesine geçmek gerektiği kanaatini taşıyorum.

Daha açık ve sarih ifadelerle yazayım: Bu şehrin neden Antalya’daki Altın Portakal Film Festivali gibi şehirle bütünleşmiş ve sembol hâline gelen bir organizasyonu yok? Neden Samsun Büyükşehir Belediyesi başka bazı belediyecilik örneklerinde olduğu gibi öykü, şiir ya da fotoğraf yarışmaları tertip etmez? Ya da neden burada yazmadığım daha sıra dışı ve müstesna projelerle bu şehri bir masallar şehri hâline getirmez?

Son zamanlarda, Samsun şehrimizin en ciddi ve dikkate değer başarısı Samsunspor ve takımın gösterdiği istikrarlı performans. Türkiye ve uluslararası ölçekte marka değeri taşıyan bir değer hâline geldi Samsunspor. Ancak futboldaki bu başarıyla yetinmemek gerekiyor.

Mesela, Samsun’un eskiden Samsun’la sembolleşmiş Fuar’ı vardı. Bana kalırsa istatistikler birçok şeyi anlatmaz ancak istatistiki anlâmda düşünüldüğünde de Samsun’un Türkiye’de ilk 10’da olduğu neler vardır, diye merak ediyorum. Bana kalırsa, gerçekten büyükşehir olmayı Samsun’da yaşayanlar olarak başaramadık, düşüncesindeyim.

Ayrıca, bir şehri kültürel olarak kalkındıracak etkinliklerin eğlence sektörüne hizmet etmenin ötesine geçmesi gerektiğinin bilinmesi gerekir. Edebiyat, tiyatro ya da müzik sadece eğlence için değildir. Bazan hüzün gerekir bazan keder gerekir. Mutlu olmak eğlenmekten ibaret değildir. Mutluluk elbette çok kıymetli ancak bu McDonalds mutluluğu olmamalı. İnsan ancak kendini bu suretle bulabilir. Samsun sahili boyunca uzanan kafeler, restoranlar ve barlarla – eh, kültür ve sanat mânâsında da bence eksik kalınca, yalnızca bir eğlence kentiymiş intibası bırakıyor.

Birkaç aydır, Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin Kültür Sanat bültenlerine göz atıyorum. Broşürler çok güzel ve kaliteli basılmış ve içerisinde onlarca etkinlik var. Ancak muhtevası bakımından etkinliklere baktığımda hüsrana uğruyorum. Birkaç tiyatro, birkaç dil kursu, birkaç ilahiyat fıkıh dersi vesaire… Asla mevcut olanlarla istihza etmiyorum ancak entelektüel namus gereği kültür sanat faaliyetleri açısından bunların beyhude olduğunu burada yazmalıyım.

İstenirse çok daha kalifiye, fikirsel açıdan doyurucu, entelektüel açıdan tatmin edici çok şey yapılabilir bu şehirde. Bu sebeple, başka şehir mümkün diyoruz. Başkan Halit Doğan’ın Samsun’un geleceği için icraata geçirdiği su ve yol gibi imar faaliyetleri ve şeffaf yürütülen kentsel dönüşüm projeleri çok kıymetli ancak bence Başkan’ın Samsun’un entelektüel açıdan da kalkınmasına daha çok önem vermesi gerekiyor. Yılları eskitecek etkinlik ve organizasyonlarla Samsun’un sembol bir şehir olması sağlanmalı. Bütün bunlar klişe bir söylem olarak ilk bakışta görülebilir ancak yazdıklarım klişe bir bilincin ve söylemin sözcüsü değil.

Dedem Vehbi Gül de belediye başkanlığı döneminde Samsun’un modernleşmesine ve kalkınmasına yönelik Samsun’un gelecek yıllarını kurtaracak icraatlarda bulunduğunu biliyorum. Hatta, Yusuf Ziya Yılmaz döneminde birçok yolda Vehbi Gül’ün döktüğü asfaltların olduğunu kinayeli bir biçimde söylerlerdi. Bu yüzden, Başkan Halit Doğan’ın Samsun’un geleceğini kurtaracak çalışmaları çok önemli.

Kalkınmak çoğu zaman bir dejenerasyonu ve çarpıklaşmayı beraberinde getirir. Dedem Vehbi Gül’ü hep Samsun’u betonlaştırdılar diye tenkit ettiklerini bilirim. Ama o modernleşme yalnızca Samsun’a mahsus değil; başta İstanbul olmak üzere Türkiye’deki iktisadi koşulların değişmesiyle birlikte gelen Türkiye’nin genel bir betonlaşmasıdır.İşte, tam da bu yüzden, hem Samsun’un geleceğini kurtaracak imar faaliyetleri akil insanlarca gerçekleşmeli hem de Samsun’u bir masallar şehri hâline getirecek insanlar doğru yerde olup işlerini yapabilmeli.

Kategoriler
matbuat

Samsun Benim İçin Ne Demek?

Samsun, doğduğum ve büyüdüğüm şehir. Sevmek ve sevememek arasında kaldım hep bu şehri. Samsun’u Samsun olduğu için sevdim. Fakat ne denli büyürse büyüsün öteki Anadolu şehirleri gibi hep bir tarafı taşra olduğu için alışamadım. Galiba, taşralılık hâlini sevememekti benimkisi.

Samsun’da erken gençliğimi yaşadım ancak erken ayrıldım bu şehirden ve henüz üniversiteye dahi başlamamışken parasız yatılı bir lise öğrencisi olarak kendimi İstanbul’da buldum. İstanbul’dan ya da dünyanın öteki şehirlerinden bakınca Samsun oldukça tekdüze bir şehir olarak görünürdü bana.İstanbul, yüzlerce keşfedilecek ve sahiplenilecek bambaşka bir yerdi erken gençlik yıllarımda. Çoğu zaman sahipleri başkalarıydı ancak İstanbul’u mıntıka mıntıka tanımak ve her köşesini keşfetmek o yıllar için herhangi bir taşra kentinde bulunamayacak bir flanörlük tecrübesiydi.

Artık Samsun’dayım ve bu şehrin varoluşunu biraz Ankara’ya benzetiyorum. Ankara’da deniz olmadığı için insanların nitelikli vakit geçirebileceği alternatif olarak kafeler ve restoranlar kalburüstüdür. Mesela, iyi bir kahve içmek isteseniz İstanbul’a kıyasla Ankara’da daha fazla alternatif bulabileceğinizi düşünenlerdenim. Samsun’da da Ankara’nın aksine deniz olmasına rağmen tıpkı Ankara’daki gibi çok sayıda kaliteli restoran ve kafe var. Bilhassa geçtiğimiz üç dört sene içerisinde Samsun, özellikle de Atakum bu cihetten bambaşka bir hâl aldı.

Sahili mütemadiyen rüzgârlı ve denizi dalgalı bir kıyı şehri burası. Eski şehir güzel sayılabilecek bir dekorda fakat aslında birçok taşra şehri merkezi gibi çarpık bir modernleşme timsali. Şimdilerden eski hâle bürünmüş bir modernlik ve galiba bunun için yapılabilecek bir şey yok. Artık ‘eski olarak’ geleneksel olanın yerini modernlik almış vaziyette. Modern olanı da eskittik anlayacağınız.

Samsun’u tarihi yerleri, şahsiyetleri ve eski eserleri açısından Bursa’yla, Amasya’yla, Konya’yla, Edirne’yle kıyas ettiğimde Samsun sanki biraz zayıf kalıyor tarih açısından. Saathane’deki Büyük Camii, Kurşunlu Camii ve çivisiz camii olarak bilinen Tarihi Göğceli Camii haricinde tarihle hemhâl olmuş bir camii ya da tarihi eser yok. Aslına bakılırsa tam olarak böyle değil. Çünkü Samsun’da şimdilerde pek bilinmeyen ve ziyaret edilmeyen evliyalar ve türbelerinin olduğu camiiler mevcut. Yeni jenerasyonun arasında pek az bilinebilecek Seyyid Kutbiddin Hazretleri türbesine rahmetli anneannem ve dedemle sıkça giderdik.

Millî Mücadeleyi Samsun tarihinin bir parçası olarak addetmiyorum. Çünkü Millî Mücadeleye dair olup bitenler müzelere ve belirli günlere sığdırılmış vaziyette. Ayrıca, Samsun’un manevi atmosferine ne denli katkı sağladığı da bir muamma. Yine söylemek gerekir ki Millî Mücadele bütün Anadolu şehrine yayılmış topyekûn bir hareketti. Yalnızca Samsun’a atfedilemeyeceğinden ve hemen hemen birçok Anadolu şehrinin bir Millî Mücadele hikâyesi olduğundan Samsun tarihini daha farklı değerlendiriyorum.

Samsun hakkında düşünürken sıkça aklıma gelenlerden birisi de “Ben, bir şehirden ne beklerim?” sualioluyor. Doğduğum ve büyüdüğüm şehirde ne eksik ki ben İstanbul ya da Ankara’da yaşamak yerine Samsun’da mutmain olarak yaşayayım… Bu önemli bir soru ve bana kalırsa bu sorunun cevabı bir şehri imar ve ihya etmek için çalışırken kritik bir önem arz ediyor.

Bir şehri hikâyeler var eder. Burada hemencecik Italo Calvino’nun Görünmez Kentler’ine selâm verelim. Bir şehir imar edilirken yöneticilerinden sokaktaki insanına kadar her bir parça yaşadıkları hayatla ve sergiledikleri tutumla bir hikâye var ederler. Bizim bir yeri ya da objeyi sevmek ya da sevmemek arasındaki gelgiti oluşturan hikâyelerimizdir. İşte, tam da bu sebepten ötürü Samsun’da yaşayanlar olarak hayatımızda iz bırakan hikâyelerin bu şehrin bir parçası olması gerekir.

Şehrin bir arka sokağıdır bazan, bir camiidir, lokantadır ya da özel bir zamanın yaşandığı bir kafeteryadır. Hikâyeleri biz var ederiz. Mekânlar seyircisi ve ev sahibidir çoğu zaman. Şehrin hikâyesine ortak olmak her yerde ya da her şehrin kendisine mahsus bir köşesinde olabilecek cinstendir. Burada, “Dünyanın her şehrinde olabilecek bir hikâye avcılığının ötesinde ne yapmak gerekir?” sorusunu sormak icap eder.

Biliyorum, hikâyeler spontanedir, hikâyeleri var eden sıradan insanlar zamanın özel bir anına mahsustur ve ince işçilikte mühendislik kaldırmaz. Hikâyeler olduğu gibidir ve hikâyeleri genellikle özneleri olan insanlar kendileri var eder ve var etmek isterler.

Ancak bir şehrin yönetimi ve idârecileri de o şehri hikâyelerin yaşanabileceği şekilde ve incelikte imar etmelidirler. Devasa projelerin ya da şehrin rutin hizmetlerinin ötesinde bir durumdur bu. Başka bir perspektif ve yaklaşım gerektirir. İyi ve başarılı olmanın da ötesinde biraz maveraya dairdir. Galiba, İstanbul’u İstanbul yapan keşfedilecek ve hikâye biriktirilecek sayısız yeri ve köşesi olmasıdır.

Bir şehir mezarlıklarında yatanlarından meydandaki çeşmesinden su içenlere kadar görünen âlem kadar bâtini olanla ve mefkurelerle kendisinde hayat bulabilir. Klasikleşmiş, rutinleşmiş ve ideolojikleşmiş sloganların ötesine geçmek elzemdir. Sloganın silikleştiği yerde fikir ve düşünce memba yeşerebilir. Her şey fikir ve düşünce değildir. Aslolan hayattır ve yaşatmaktır. Lâkin şehrin sokaklarında dolaşırken dahi içten içe arka plandaki tarih ve fikriyat şehrin insanlarını bir atmosferin ve duygunun içerisine çeker. Bu duygu kolay inşa edilebilir cinsten değildir. On yıllar, belki yüzyıllar gerektirir.

Samsun’u benim için kıymetli kılabilecek olan bu şehrin sokaklarında gençlik ruhuyla hikâyeler biriktirebilmektir. Bu bana biraz da Samsun’un gelecekte alacağı biçime bağlı biliyorum. Ne denli büyürse büyüsün mühim olan bir şehrin taşralılığın ötesine geçebilmesidir.Uzun yıllar sonra Samsun’un eski günlerine dönerek altın çağını yaşamaya yaklaştığını düşünüyorum. Ancak hâlen sıra dışı olanı gerçekleştirme ve farklılaşma cihetinden çok mesafe katedilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum.

Kategoriler
matbuat

Medeniyet ve Su

Medeniyet, su ile inşa edilir. Milletlerin suyla kurduğu münasebet bize o milletin karakterine dair ipuçları verir. Tarih boyunca bütün büyük medeniyetler suya hükmetmeyi ve suyu insanlara ulaştırmayı amaçlamışlardır. Suya hükmetmek amacıyla sarnıçlar inşa etmiş ve suyu halka ulaştırmak için çeşmeler ve hayratlar yapmışlardır.

Bilirim ki bir çeşme akarsa o şehirde hayat var olur. Çeşme aktıkça sebepler dairesi genişler. Vesileler artar. Hayra hasenata imkân olur. Çeşmeler sadece bizde yok. Roma’nın da her yerinde çeşmeler bulunmakta çünkü akan suların olduğu bir çeşme refahı temsil eder ve bir medeniyetin en büyük delilidir. Fakat Roma’nın bütün çeşmeleri neredeyse kaldırım seviyesi hizasındadır ve o suyu içmek için Roma medeniyeti karşısında eğilmek gerekir. Bizdeki çoğu çeşme başkadır. Bizim çeşmelerimiz karşılık ve itaat beklemeksizin suya kim ihtiyaç duyarsa mütevazı bir şekilde su verir. Hatta kuşlar için dahi mezarlıklarda su içme yerleri, camiilerde kuş evlerinin inşa edildiği malûmdur. Çeşmelerimiz karşılığı Rabbinden bekler. Bu yönüyle, Roma çeşmelerinden ayrılır. Âlemde her şey dairesel bir şekilde akar ve bu mübârek anlayışın özünde de döngüsel bir akış vardır.

Türkçe’de ‘eyvallah’ kelimesi ne mânâ taşıyorsa, hayatımız için de ‘su’ benzer yerdedir. Divan şairi Fuzûlî de “Su” isimli kasidesinde âlemlere rahmet olan peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) şöyle methiyede bulunur: “Suya virsün bâğban gülzârı zahmet çekmesün / Bir gül açılmaz yüzün tek virse bin gülzâra su.” (“Bahçıvan gül bahçesini suya versin, boşuna zahmet çekmesin / Çünkü o bin gül bahçesine su verse bile senin yüzün gibi bir gül açılmaz.”)

Medeniyet ve su mevzubahis olmuşken, gündelik hayatlarımız için önemli olan bir ‘ihtiyaç’tan söz etmek istiyorum. Günümüzde, çeşmeler kadar temiz yüznumaralar ve camiilerdeki temiz abdest yerleri önem arz ediyor. Samsun’da temiz, çamur olmayan, kâğıt peçetelerin olduğu merkezi yerlerde Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılarak işletilen tuvaletlerin ve abdest alma yerlerinin olması gerektiği fikrindeyim. Yine, camiiler de abdesthanelerinin temiz olması ve abdest aldıktan sonra kurulanacak peçetelerin olması konusunda desteklenmelidir.

İstanbul’da Kadir Topbaş döneminde akbillerle kullanılabilen temiz tuvaletler ve abdest alma yerleri uygulaması başlamıştı. Şu an da İmamoğlu döneminde zannediyorum devam ediyor.

Süleymaniye Camii avlusunda ve Yıldız Parkı’nda bu tuvaletlerden ve abdesthanelerden bulunduğunu biliyorum. Diyeceksiniz ki hâlihazırda umumi tuvaletler ve abdesthaneler her yerde var ancak öyle değil. Önemli olan temiz ve kullanışlı bir şekilde insan haysiyetine yakışır şekilde ve bu incelikte tasarlanması.

Buradan, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan’dan benzer uygulamayı Samsun’da da hayata geçirmesini ricâ ediyorum. Birçok hizmet yapılabilir, yapılıyor da… Ancak tertemiz umumi tuvaletler ve tabii abdest yerlerinin de olması bizim Samsun’da yaşarken ne kadar medeni olduğumuzla alâkalıdır.

İlâve olarak söylemeliyim ki Samsun’u bizim kendine münhasır, özgün bir incelik ve zarafetle nakşetmemiz gerekir. Bütün taşra şehirlerini birbirine benzeten bir ‘zihniyet’in dışına çıkmak mecburiyetindeyiz. Unutulmamalıdır ki rant bütün şehirleri tek tipleştirir. Türkiye’nin ve elbette Samsun’un, bugün daha önce hiç olmadığı kadar tarihi, kültürel ve siyasi muhayyilemizi yeniden yorumlayacak bir özgünlüğe ve yeni fikirlere ihtiyacı varmış gibi görünüyor.

Biz, çeşmeler medeniyetiyiz. İstanbul’da ecdat yadigârı çeşmelerin hâli eskiden perişandı. Son zamanlarda galiba bazı çeşmeler tamir edildi ve kullanıma açıldı. Fakat Türkiye’de bugün şehir merkezlerinde akan çeşmeler Hak getire… Sultan II. Mehmed’in mirası Saraybosna’da her yerde akan çeşmeler bulunuyor. Samsun’da da şehrin merkezi yerlerinde su içilecek çeşmeler yapılamaz mı?

Subaşı’nda Hamidiye Çeşmesi ve en eski stadın bitişiğinde Alemdârzade Çeşmesi olduğunu biliyorum. Yine, Bafra’da Canikli Ali Paşa ve Fazıl Kadı çeşmeleri de mevcut. Bunların hepsi birkaç yüzyıllık tarihi çeşmeler.Sadece tarihi çeşmeleri restore etmek değil; bugünün mimarisiyle ‘tarih olacak’ yeni çeşmeler de yapılmalı. Su içmek kadar mimari olarak da yüzyıllar sonrasında kullanılabilecek ve imrenilerek bakılacak çeşmelerin olduğu bir Samsun daha güzel olur, fikrindeyim vesselam.