Kategoriler
matbuat

Şiir Okumak

Şiir, hayatımızın içinde. Bazılarımız şiir okuyor, bazıları yazıyor. Ancak gerçek şiir okuru az sayıda. Şiirler yazılıyor ancak çoğunlukla okumuyor. Az sayıda şiir okuru ve hatta edebiyattaki trendleri takip etme peşinde olan okur müstesna.

Şiir okumuyoruz. Ama çoğu kez şiir hayatımızın içerisinde bir yer kaplıyor. Haydar Ergülen bir söyleşide sürekli takvimlerden, programlardan, yetişilmesi gereken uçaklardan ve seyahatlerden bahsettiğinde kendisine sormuştum: “Böyle şairlik olur mu? Durmadan, nefes almadan nasıl şiir yazacaksınız?” minvalinde… Haydar Ergülen de hak vermişti, tabii bu söylediğime. Bu söyleşide konuşulanlardan aklımda kalan birkaç konuyla yazıya devam edeyim.

Şiirin hayatın içinde olduğunu söylemek gerekir. Şairin şiiri yazılı kitapta olduğu kadar kahvehanede içilen çayın şekerini karıştırırken de vardır. Mahalle arasındaki sokakta kaleleri kurup çift kale maç yapan çocukların birbirlerine bağrışlarında da vardır. Tam da bu sebepten ötürü Sait Faik’i ben bir öykücü olarak addetmem, şairdir Sait Faik. Çünki hayatın içindeki, özellikle de İstanbul sokaklarındaki insanların içindeki şiiri yazmıştır.

Dolayısıyla, şiir yaşayan bir öznedir. Hayatımızın içindedir. Muhabbettedir, bakıştadır, bazan bir insanın tebessümündedir. Ancak içinde yaşadığımız ikinci milenyum çağında şiirin saf hâliyle ve olabildiğince duru duygularla şiir olarak var olabilmesi geçmişe kıyasla daha müşkül.

Şimdilerde, şiirin evrildiğini ve boyut değiştirdiğini de söyleyebiliriz. Hem yerli hem de beynelmilel ölçekte devasa bir ‘sektör’ var. Bu devasa film ve müzik endüstrisine Harflen Kanatlarımla kitabımdaki aynı isimli şiire gönderme yaparak ‘sektör’ diyorum. Piyasadaki bütün bu bestseller kitaplar, filmler, diziler ve müziklerde şiir olmadığını iddia edebilir miyiz? Sanmıyorum. Şiir ya da şiirsellik biçim ve boyut değiştirerek bütün bu popüler kültür yığınına nüfuz ediyor ve bu ‘sektör’ insanlarda karşılık bulacak insanlığa dair her şeyi senaryosunda işliyor. Senaryo yazma tekniklerinin de ötesinde, şiir, bütün insani duygu ve algı kanalları vasıtasıyla okuyucuyla ya da izleyiciyle buluşuyor.

Bu durum, bana Theodor W. Adorno’nun Kültür Endüstrisi kitabını hatırlatıyor. Zaten, 2000’li yıllarda değişmekte ve dönüşmekte olan bu devasa ‘sektör’ hakkında konunun ilgilileri malumat ve fikir sahibidirler.

Evet, şiir okumuyoruz. Ancak şiir çoğu zaman hayatımızın içerisinde öyle ya da böyle yer ediniyor. Ancak okumalıyız. Şiir de okumalıyız. Şiir kitapları yalnızca ilgililere kalmamalı. Bazan anlayarak bazan da mısraları anlamasak dahi okumayı bir temrin hâline getirmeliyiz. Aşkı bulmalı meşke de devam etmeliyiz.

Yılın son yazısı… İsevi takvime göre 2025 yılını da bitiriyoruz. Çokça selâm.

Kategoriler
matbuat

Ne Okuyorum?

Lisenin ilk yıllarında, şu an Çiftlik İstiklal Caddesi’ndeki Olgunlaşma Enstitüsü Restoranı olan  ahşap binanın koridorlarında Doğu Batı Yayınları’nın bir posteri vardı: “Boş zamanlarınızda kitap okumayın.”

Galiba o yıllardan, belki biraz daha öncesinden bu yana birçok sosyal bilimci gibi ben de okumayı kendime bir meşgale edinmiştim.

Okumayı pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Bana kalırsa, okumak keyif verici ve rahatlatıcı bir eylem olmanın ötesinde çoğu zaman sıkıcı, insanı bunaltan bir istidat gerektiren başlı başına bir iştir.

Ancak kendimi bildim bileli günde birkaç sayfa dahi olsa okurum. Bunlar, bazan kitap olur yahut gazete veya dergi. Kitabı nasıl okuduğumun detaylarına girmeyeceğim. Bazı kitapları baştan sona, bazılarını ise entelektüel bir süzgeçten geçirerek bazı yerlerini okurum.

Bugüne kadar okuduklarım arasında Walter Benjamin, Theodor Adorno, Roland Barthes, Jean Baudrillard, Nurettin Topçu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Sait Faik Abasıyanık, Cahit Zarifoğlu, Oğuz Atay, Italo Calvino, Turgut Uyar, Sezai Karakoç gibi isimlerin benim için kıymetli olduğunu belirtmek isterim. Mehmet Âkif ve Necip Fazıl’ı ise edebiyatı kadar karakteriyle burada zikretmem gerekir. Yine, şiiri bu topraklara ait Nazım Hikmet erken gençliğimde üzerimde tesir bırakan şairlerdendir.

Yaşayan büyük şair İsmet Özel’in pek çokları gibi bende de kendine mahsus özel bir yeri vardır. Yine, yaşayanlar arasında şair Birhan Keskin, yönetmen Derviş Zaim ve hikâyeci Mustafa Kutlu da öyle.

Nadiren Orhan Pamuk’un romanlarını okurum. Masumiyet Müzesi galiba okuduğum dördüncü romanı. Orhan Pamuk romanlarında artık ustalıkla işlenen satırları görebiliyorsunuz ancak bir yerden sonra kendisini tekrar ettiği de bir vakıa. Yine, Italo Calvino’nun Görünmez Kentler kitabı benim için kıymetlidir. Görünmez Kentler’deki kurguyu ve üslubu Calvino’nun öteki kitaplarında bulamam. Mesela, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcukurgusuyla orijinal olsa dahi böyle değildir, sıkıcıdır. Julio Cortázar’ın Seksek romanı da okumayı istediklerim arasında. Seksek, antiroman olarak nitelendirilen bir kurguda. Geçtiğimiz aylarda bu minvalde Ali Ayçil’in Karşı Roman’ı İletişim Yayınları’ndan çıktı.

Şiirle münasebet kurduğum zamanlarda fark ettiğim önemli bir husus da şiir okumak kadar şair poetikaları ve antoloji okumak gerektiğiydi. Üstelik, şair poetikalarını okumanın öteki okumalardan ayrılır bir yanı da çok keyifli olmalarıdır. Turgut Uyar’ın Korkulu Ustalık, İsmet Özel’in Şiir Okuma Kılavuzu, İlhan Berk’in Poetika’sını, Octavio Paz’ın Şiir Nedir? Yay ve Lir kitaplarını burada zikredebilirim. Yine, antoloji olarak benim okuduğum Ataol Behramoğlu’nun iki ciltlik Büyük Türk Şiiri Antolojisi’dir.

Yaklaşık bir senedir Tanıl Bora’nın yüzyıllık siyasal tarihimizi kendi perspektifinden yazdığı Cereyanlar kitabı bir başucu kitabı olarak duruyor. İlâve olarak bu sıralarda İstiklal Harbi’ne ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına hızlı bir bakış atan Ahmet Kuyaş’ın Yüzüncü Yıl Notları kitabını okuyarak bitiriyorum.

Rahmetli Şerif Mardin’i de modern siyasal tarihimizi anlamak ve anlamlandırmak için çokça okumuşumdur. Yine, rahmetli hocam Halil İnalcık’ın, Osmanlı klasik dönem ağırlıklı yazmış olsa da modern Türkiye tarihimizle ilgili de denk geldiğim kıymetli makaleleri vardır. Osmanlı geç dönem siyaseti üzerine dikkate değer çalışmaları olan üniversite yıllarından hocam Gökhan Çetinsaya’yı, Ali Yaycıoğlu’nu, Baki Tezcan’ı, Şükrü Hanioğlu’nu Türkiyeli önemli zihinler olarak zikredebilirim. Gene, Murat BelgeMete Tunçay ve Halil Berktay da entelektüel havsalamız için önemlidir.

Son zamanlarda, Mısır’ın adı daha çok zikredilir oldu. Mısır’a gezmeye daha çok kişinin gittiğini duyuyorum. Mısır’da Müslüman Kardeşler yönetiminden sonra Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile uzun yıllardır bozuk olan uluslararası ilişkiler de Sisi’nin Türkiye’yi ziyaret etmesiyle bitmiş görünüyor. Mısır gibi kadim bir medeniyeti bildiğimi söyleyemem. Modern Mısır’ı anlamak için Dergâh Yayınları etiketli iki kitabı okunacaklar listeme aldım. İlki, Timothy Mitchell’ın Mısır’ın Sömürgeleştirilmesi kitabı. İkincisi, Mısırlı entelektüel Ahmed Emin’in hatıratlarından yola çıkarak yazdığı Sarıktan Fese – Modern Mısır’ın Doğuşuna Tanıklığım kitabı.

Yine, Amerikalı yazar Gertrude Stein’in Üç Hayat romanı ve Graham Greene’nin İstanbul Treni beni meraklandıran okumak istediklerim arasında.

Bir çırpıda, “Ne Okuyorum?” sorusuna verilecek cevaplar hatırıma geldiği kadarıyla böyle. Herkesin kendine göre belirli dönemlerde ‘neler okuduğu’ üzerine düşünmesi ve okuduklarını gözden geçirmesi entelektüel zihni muhafaza etmek açısından oldukça mümbit bir fırsat.Bu vesileyle, TBMM’nin Cumhuriyet’i ilân ettiği 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı tebrik ederim.