cânım üniversitem için üzülmemek elde değil. haklı/haksız aramak ya da bir suçlu ilân etmeye çalışmak anlamsız. çünkü kimse kusursuz değil.
ne sürecin bir parçasıyım ne de hukuk tedrisatından geçtim. lâkin mimarlar odası’nın dragos kampüsü’yle ilgili sürecin en başından beri hukuki değil siyasi saiklerle davrandığı; birtakım etik meseleleri istismar ederek hukuku bir vesayet aracına dönüştürmeye çalıştığı aşikâr değil midir? türkiye’de ‘vakıf üniversitesi’ adı altında üniversiteler ticari kaygılarla para kazanırken; şehir üniversitesi’nin kâr amacı gütmeksizin sadece eğitimi dert edinmesi belli ki ‘kamu yararı’ lafzını ağzından düşürmeyerek istismar etmekten çekinmeyen mimarlar odası’nın bu konuda samimi olmadığının basit bir delilidir.
dragos, şehir üniversitesi’ne ilk günden bu yana iyi gelmedi. bazan diyorum ki eski hâliyle üsküdar gibi güzide bir beldede, diğer köklü üniversitelere benzemeye çalışmadan, kendi yoğurt yiyişiyle kalsaydı şehir üniversitesi. ne kaybederdik ki? bilmiyorum, belki altunizade’deki yüksek kira bedelleri bu taşınmayı zorunlu kıldı.
benim için tek somut gerçek, şehir üniversitesi’nin bütün kıymetiyle bugün bambaşka bir yerde ve konumda olabileceği idi. ne yazık ki bu ihtimal çok kıymetli ve üniversite mefhumunun hakkını vermeye çalışan bir kurumu kusursuz kılmıyor. belki de bir âh yankılanıyordur.
türkiye, keşke tanzimat’tan kalan alışkanlıklarından kurtulabilse. kurumsallaşma ve kuramsallaşma imkânı hayat bulsa. bu uğurda, siyaset kurumu bu meseleyi çözüme kavuştursa.