istanbul istanbul olalı
beni heyecanlandıran bir şey varsa, metin içinde metin. yalnız anlam dairelerine girenin elde ettiği giz, perdenin usulca kalkması, kaplanmış o zarın yırtılması.
tebessüm ettiren ise şair faik. en çok da dört zait mesela. ++++ biraz da mustafa kutlu. böyle düz, dosdoğru, adamı sokakta gezmiş kadar yapan memleket hikâyeleri.
biraz heyecan az buçuk tebessüm isterim. bir metinden tebessüm devşirilmişse zaten içinde muhayyilene özel kesip biçilmiş her şey var demektir.
mağaralara sığmaz yüreğim
mağaralara sığmaz yüreğim.

“yasa dışı ihlaller, çitleri aşmalar, Allah’ın ormanını park ilân edenlere isyanlar, geriye kalpte kalmış kırbaç izlerini bırakıyor. elbet, biz de vuruyoruz. yaralana yaralaya bir hayat sürüp gidiyor.”
dünya bir müskirat, sabaha uyanacağız.
hava yeniden soğumalı. sokaklar hizaya dizilmeli. ilgililerine kalmalı.
ve böylece tanımlanmalı yeniden
soğukluk ve mertlik.

bir tutam hüzün
o gizin dokumasından işte; memleketimde yeşil bayırlar ve mavi dalgalar geriye kekremsi bir tat, anlam dışı bir tuhaflık ve muaheze çeşnili bir tutam hüzün bırakıyor.
sakar orman’dan

unutursun/hatırlarsın


bir değirmendir bu dünya
şairin bildirdiği üzre bir değirmendir bu dünya.
şerif mardin göçmüş
inalcık’ın ardından şerif mardin de göçmüş. sosyal bilimler birer birer nefesini kaybediyor.
aslolan nefes, malûmât bulunur.
mevcûdun azılı düşmanı.
hayâllerdir mevcûdun azılı düşmanı.
zor olan gökyüzleri.
yıldızlar…
kara tahtalar üstüne dizili yıldızlar.
yıldızlar hep sözle mi doldurulmalı?
geceler…

bir gece yarısı, ansızın, o vakti unutmak mümkün mü?
iki vagon arasından kurgulanmış bir rüyâ. hiyeli hayâle katık etmiş, tam kumarbaz işi.
kim vardı, kim? hercai yüreğim.
Halil İnalcık’ın Vatandaşlarına Hitâbı

Halil İnalcık’ın öğrencileri Hoca’nın bu sözcüklerine ve anlattıklarına aslında oldukça aşina. Sohbetlerimizin birinde İnalcık Hoca birdenbire durdu ve bu şekilde başladı konuşmasına: “Son zamanlarda beni sevindiren vatandaşlarımın Türkiye’de…”
“Dünyaca tanınmış” lafını açıklamak istiyorum, “neden dünyaca tanınmış?” diye söze başlayan Halil İnalcık Hoca, Batı’nın Türkiye tarihini alışılmış bir ‘Haçlı zihniyeti’ gibi küçümseme gayreti içinde olduğunu söylemişti. Ardından, son yıllarda çıkan bir kitaptan da bahseden İnalcık Hoca, Herbert Adam Gibbons’un “Osmanlılar büyük bir imparatorluk kuracak çapta değildiler. Kendilerine iltihak eden Hıristiyanlar, özellikle de Bizanslılar bu devleti kurmuşlardır.” söyleminin sürdürülmesinden şikâyet etmişti.
‘İlmi çalışmalar’ deyince İnalcık Hoca kısa bir dünya turuna çıkıyor. Balkanlar’daki ilgiden, son zamanlarda Arapların ilgisinden söz eden Hoca, Arapça ve Farsça’ya yapılan tercümelerden, – verildiğinde artık Bilkent’teki evinden uzaklara pek de gitmemeye başladığından gidip de alamadığı gün henüz hafızamda pek taze olan, Arap dünyasının Nobel’i olarak tanımladığı Kral Faysal Ödülü’nün İslam tetkikleri alanında kendisine verildiğini hatırlatıyor. Yine, elbette yabancı akademilerin tevdî ettiği üyeliklerden ve fahri doktoralardan…
Hoca’nın son sözleri belki de bir ömürlük gayretin en çok anlaşılmasını arzu ettiği kısmı: “Vazifemi yapmış bir insanın rahatlığı içindeyim. Batı’ya kendi milletimin, kendi devletimin tarihini şimdi öğretici vaziyetteyim.”
Konuşma kaydının tam tarihi ne yazık ki arşivimin özensizliği sebebiyle muamma. Ancak yanlış hatırlamıyorsam Hoca’nın vefâtından önceki bir sene içinde olmalı. Eylül-Ekim 2015 civarında olması kuvvetle muhtemel. Hoca’nın doğum günü vesilesiyle düzenlenen merasimden birkaç gün evvel de olabilir. Hızlandırılmış bölüm anlaşılacağı üzere özel bir telefon konuşması.
Rahmetli Halil İbrahim İnalcık Hoca’nın vefât günü devrileli bir yıldan fazla oldu. Hoca’nın kendi sesinden ‘vatandaşlarına hitabı’ onu özleyen öğrencileri için kısa bir yolculuk olur, temennisiyle.


nitekim, inanmak görmediğine olduğunda hakikidir. görülene imân olunmaz, o ayân beyândır.


